TR EN

Durmuş Ali YILMAZ / 2020-02-05

Gün aydınlanır şehir uyanır sabaha... Sende uyandınmı?

            Biz insanoğlu her sabah uyanırız. Günaydın derken bile en yakınımıza  inanmayız aslında

günün aydın olduğuna. Agrasif bir yaşam süreriz habersiz. Güleriz, Şakalaşırız, Konuşuruz,

Eğleniriz ama agrasif bir yaşam süreriz. Biz anda olduğumuzu sanarız ya bilinç altımız?

            Hep olumsuz, hep kaygılı, hep geçmişte...

            İnanamadığımız bir ben var aslında... Ondandır bu vurdum duymaz tavırlarımız.

            Bak etrafına; Üreten, geliştiren, gerçekten mutlu olan  varmı?  Peki ya sen ne kadar gerçeksin

hayatında... Ne kadar mutlusun?

            İnsanoğlu bu gerçekten kaçmayıp yüzleşsek belkide anlayacağız nerede ne eksik olduğunu.

            Tabikide tek sorunlu biz değiliz. Bizi bu duruma getiren bir diğer sinsi düşman Medya...

            Evet Medya... Bizi bizden çalan, Düşünmekten vaz geçiren Medya... Biz nereden nereye

geldiğimizin farkına bile varamadan bizi alaşağı ettiğini hissetmeyiz bile. Bizi eğlendirdiğini,

Mutlu ettiğini hatta geliştirip, eğittiğini bile iddea ettiğimiz oldu.

            Medyanın bize kattığını biraz inceleyelim isterseniz?

            Bir yoğun ve yorgun geçen günün ardından eve geldimizde ilk bizi karşılayan Televizyonumuza

merhaba deyip geçeriz karşısına. Medya kuruluşunun kendince seçip derlediği Yarı doğru, yarı eksik, yarı

yalan haberlerini dinlerken gizliden içsel öfke nöbetleri başlar içimizde... Sonra çok sevdiğimiz takip

ettiğimiz bazen nefessiz kaldığımız dizi serüvenimiz başlar. Önce gegçgn haftanın tekrarı 1,5 saat sürer

bize embesil muamelesi yaparak. Sonra beklediğimiz an dizi başlıyor.  Derken; dizimisi 2 saatte 45 dakika

reklam arası ile izleriz. Bu aralar olmasa sohbet edemeyiz can dediğimiz sevdiklerimizle. Neyse ki;

bitti dizimiz. OOOO çok geç olmuş dinlimemeiz lazım diyerek; çok yorulan bedenimizi dinlindirmeye

çekeriz hiç bir şeyin farkında olmadan.

            Boşa giden 6 saatimizin farkında olmayız mesela, Çok sevdimiz canlarımızın bizimden

uzaklaştığının, Farkında olmayız artık evimizde bili bireyselleştiğimizin, köreldiğimizin, bizim

kendimizden gittiğimizin.

            İkinci sinsi düşmanımız Sozyal Medya; Facebook arkadaşlarımız var, İnstegram

arkadaşlarımız, onlar bizi taktir etsin beğensin... Önemli onların fikirleri. O kadar önemli ki, rahat

ilgilenebilmek için bizi engelleyen canlarımız çocuklarımıza Tabletler, en güzel telefonlar

vererek onları kendimizden uzak tutup önemli olan sosyal medya arkadaşlarımızla

kesintisiz görüşebşldşk, Hem çocuklarımıza çok güzel bir hediyi aldık Tablet, Telefon...

Onlarında bu zehri yavaş yavaş almalarına yardımcı olduk. Nede olsa canlarımız

En iyilerine layık onlar.

            Sosyal Medya artık bir rand kulvarı oluverdi. Kamerası güzel çekmeyen telefon

artık atılmalı daha güzeli alınmalıydı. Bilmem kaç para ama olsundu. Sosyal Medya

arkadaşlarımız e nihayetinde bizi beğenmeli hatta kıskanmalı ve tek olmalıydık yani

BİRİCİK kuramı gerçekleşmeliydi, Maslowun Piramit kuramı gerçekleşmeliydi. Son evre

Kendini gerçekleştirme. Ne olursa olsundu. Evre tamamlanmalıydı. Güzel Fotoğraf çeken

telefon için çok para verilebilir, Hatta eşler arasında çatışma olabilir, çocuklar bu

çatışmada kaybeden olabilirdi. Hatta kıyaslar bile olabilirdi. Boşanmalar aldatmalar.

Cinayetler, daha neler neler.

            Peki biz hangi ara kendimizi geliştireceğiz sevdiklerimizle güzel ve kaliteli zaman

geçireceğiz. Biz ne zaman teknolojiyi doğru ve amacına yönelik kullanacağız.

Biz ne zemen uyunacağız.

            Bizi gerçekten neyin mutlu edeceğini anlamadığımız ve mutlu olduğumuzu

sandığımız için bu kadar Mutsuzuz belkide...

            İyi uykular... Kendini Uyunmış sanan Ayakta uyuyan İnsanoğlu...

Durmuş Ali YİILYMAZ

Psikoterapist&Aile Danışmanı& Yazar

                                                                                             www.durmusaliyilmaz.com


whatsapp