TR EN

Durmuş Ali YILMAZ / 2020-02-03

Evlilik-aile kavramları üzerine neler söylenebilir?

Evlilik bir kurumdur. Kurumun kanunları-kuralları olur. Evlilikte bu kurallar; sözlü olarak yani normlar çerçevesinde belirlenmiş olup yazılı bir kanunu yoktur. Kişiler almış oldukları kültür, anane ve törelerden hareketle evliliklerini idame ettirirler ve bu süreçte bir sözleşmeyi yapmışlardır kendi aralarında. Nikah törenlerinde bizler neden karı koca ilan ediliriz.

Hiç düşündünüz mü?

Karı koca bir dağ gibidir evlilik. Koca bir dağı simgeler Erkek. Güven verir. Korur kollar yaşatır içinde barındırdıklarını. Kadın ise sarar bir kar misali şefkatiyle. Huzur verir. Isıtır yüreğiyle. Nikah bir sözleşmedir; bu sözleşmenin gerektirdiği bütün şartlara uyulması gerekir.

Aileyi tanımlayacak olursak; Aileyi bir eve benzer. Kadın evin çatısıdır, erkek ise evin dış duvarıdır. Erkek korur kollar güven verir; kadın ise şefkatiyle sarar; çocuklar da evin ara duvarları gibidir. Bir çocuğu olan 1+1 bir evde, iki çocuğu olan 2+1 bir evde oturuyor gibi düşünebiliriz. Eğer ailede çatırdamalar başlarsa dış duvar dışarı açılır, çatı ise çöker. Aile bir ev gibidir; evimizi nasıl koruyorsak aileyi de öyle korumamız gerekir.

Aileler; aşk, yaşam, özgürlük, para, eğitim konularında benzer düşünceler taşıyorlar mı?

Hayır taşımıyorlar çünkü Aileler birbirine benzemezler. Hepsi birbirinden farklıdır. Aile kendine has bir yapıya sahiptir. Fakat Türkiye’nin yeni modern sistemine baktığımızda aşk ön planda olup; 3 yıl sonra aşkın bitmesi ile beraber oluşmayan sevgi temellerinden dolayı aileler çatırdayarak boşanmak zorunda kalırlar. 15 yıldır Terapistlik sürecimdeki tecrübelerim çalıştığım çocukların %80 i anne ve babası boşanmış çocuklardır. Ya da aile içi çatışmalara maruz kalmış çocuklardır. Biz aile bireyleri ve ebeveynler olarak çocuklarımızın daha güçlü daha kendini ifade eden daha dirayetli daha azimli ve hedefleri olan kişiler olmaları için mücadele etmeliyiz. Eğer bu şekilde bir öncelik tablosu oluşturur isek eşler arası bağın güçlendiğini göreceksiniz. Birbiri ile çatışmak Ebeveynlere bir katkı sağlamamakla birlikte çocukların da zarar görmesine neden olacaktır.    Bu oluşumu sağlamanın en önemli koşulu sevgi bağının kurulmasıdır. Eğer bir ailede sevgi varsa ahde vefa oluşur.

Örneğin; sen feda edersin bir şeyleri ve kar ettiğin şey çocuklarının başarılı hayat hikayelerini dinlemek ve bunun altına imzanı atmak olur, ödülünü böylece almış olursun.

Maalesef ki yeni nesil gençliğimiz işin aşk boyutuna, iki üç günlük heves boyutuna baktıkları için geleceklerinden vazgeçiyorlar, planlarından vazgeçiyorlar, yapmış oldukları aşk evliliğinin baki olduğunu düşünüyorlar; fakat ben hep şu örneği veririm:

Leyla ile Mecnun eğer kavuşmuş olsalardı ortada aşk diye bir şey olmayacaktı.

Aşk dediğimiz şey nedir biliyor musun? Bir insana hayatımızı mahvetmesi için fırsat verip sonra o insanın hayatını mahvetmemesi için dua etmektir.

Aşık olacağın kişinin şu özelliklerine dikkat etmelisin ki mutlu ve başarılı bir ilişki n olsun?

  • Çocuklarına iyi bir örnek olabilecek ve onların yetiştirilmesi gelişim sürecin de ne kadar katkıda bulunabilecek?
  • Senin zor durumların da ne kadar yanında durabilecek ve destek olabilecek mi?
  • Senin için nelerini feda edebilecek?

Bu soruların cevabını aldığınız bireyle yapacağınız evlilik sevgi ve saygı  ile de beslendiği taktirde asla yıkılmaz.

Ekonomik seviyelerin aile kurumunu nasıl etkilediğine bakacak olursak da burada da iki yöntem var.

Madde ve mana Ben yeni nesil evliliklerde daha çok maddeci olarak bakıldığı için erkekler için kadının dış görünüşü, ilgi-alakası; kadınlar için de erkeğin maddi gücü fiziksel yapısı baz alınarak evlilikler yapılıyor; fakat mana olsaydı bunun tam tersine ruhi bir sevgi oluşacaktı. Maddeci olarak bakıldığı için yeni nesil evliliklerde madde ön planda.

Eski evliliklere baktığımızda örneğin deriz annelerimiz bunca zorluğa nasıl dayanmış, boşanmamış deriz.

Çünkü onlar ahde vefa ile sevmişlerdir.

Şimdikiler cebindeki paraya üstündeki kıyafete bakarak seviyorlar. Maddeci yeni nesil evlilikler de bu sebepten dolayı yıkılmaya mahkumdur.

İlişki dengesini neler bozuyor?

Burada yine madde ve manadan yola çıkmak istiyorum. Maalesef ki evliliklerde artık menfaatler vardır. Kişiler evlendiklerinde kendisini sahipleniyor ve bu benim diyor. Bu benim derken de bireyler birbirini çok sıkıyor. Bu nedenle de kişiler kaçmaya fırsat arıyor.

 Ya da kişiler hep benim dediğimi yapsın istiyor, beni mutlu etsin istiyor ama karşı tarafı mutlu etmek için hiçbir eylem göstermiyor. O nedenle ilişkiler böylece çatışmaya giriyor. Aşk, Sevgi dediğimiz değer belli bir süre sonra  menfaat ilişkisine dönüşüyor. Sonrasında bir çok farklı problemler baş gösteriyor.

İlk olarak Aldatma, İkincisi sevginin bitmesi-aşkın bitmesi; yeni tabirle elektrik alamama durumu, Üçüncüsü ise maddi sıkıntılar. Ama en önemlisi maalesef ki aldatmak.

Eskiden kişiler birbirini görmezlerdi anne ve babaları görür fotoğrafını gösterirlerdi. Bu aslında gerçek aşktı ya da sevgiydi ya da saygıydı. Şimdikiler ise birbirlerini görüyorlar belli yerlerine belli durumlara bakarak sözde aşık oldukları kişilerle bir an önce evlenmek istiyorlar sonrasında da pişman oluyorlar. Şöyle bir denklem kurabiliriz eski dönem evlilikleri ve yeni nesil aşk evlilikleri arasında: En çok yıkılan evlilikler, yeni neslin aşk evlilikleri. Çünkü neden? Kişiler beklentilerinin değil, heveslerinin peşinde koşuyorlar. Yani aşk evlilikleri artık heves evliliği oldu.

Çocuk sahibi olmak aile dinamiğini nasıl etkiliyor?

Bu konuyu seminerlerimde mutlaka anlatırım. Çünkü çocuklarımız bizim gelecek nesillerimizdir. Çocuklarımızı geliştirmek için ön çelikle kendimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Çünkü neden, çocuk yapmak; bir bina yapmak gibi bir gelecek inşa etmektir. Neslin ileriki boyutunu yetiştiriyoruz, ülkemize insan yetiştiriyoruz. Bizler ne yazık ki çocuklarımıza bildiklerimizin yarısını öğretebiliyoruz. Şimdi ben yeni nesil gençliğimize baktığımda boş zamanında ders çalışan boş zamanında kendini geliştirmek için kitaplar okuyan bir nesil görüyorum. Çünkü dolu zamanları eğlence merkezleri. Kendini gerçekten geliştiren insanlar da tanıyorum elbette, onları tenzih ediyorum. Mesela çıkarım dolaşırım, Viranşehir-pozcu sahilinde; gece kulüplerine giderim ve gözlemlediğim kadarıyla bu eğlence merkezlerinde genelde üniversite gençliği var; son sınıf bir lisans öğrencisine soruyorum örneğin, bitirme tezin hazır mı diye hayır diyor; peki bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun diyorum, hele bir okul bitsin diyor. Bu çocuklar eğitim olarak sıfır maalesef; sosyoloji psikoloji okuyan öğrencilere Örneğin; soruyorum şu kitabı okudun mu diye; hayır cevabını alıyorum. Mesleki olarak da bir programa bir eğitime katılmadıklarını görüyorum. Bu çocuklar Örneğin, evlendiklerinde kendi çocuklarına ne verebilecek? O yüzden çocuk yapmaktan önce çocuğa ne vereceğini bilmek, çocuğa ne katacağını düşünmek ve belli bir seviyeye gelene kadar çocuk yapmalarını önermiyorum. Yani amaç çocuk yapmak değil, gelecek yetiştirmek. Şimdiki evlilikler çocuklarımıza zarar veriyor, öyle diyebilirim. Yeni bir sektör oluşuyor artık Ülkemizde ”Oyun evi.” bir Bu oyun evi şöyle bir hizmet sunuyor: Çocuğuna bakamayan aileler çocuğunu oraya bırakıyor, akşama kadar çocuklara onlar bakıyorlar, akşam da aileleri alıyor çocuklarını. Bir kreş değil burası. Saatlik dahi çocuk bırakılabiliyor. Gözlemlediğimde çocukların hepsinin oyun evindeki sorumlu kişilere anne baba; kendi anne babalarına ise isimleriyle hitap ettiğini gördüm ve bu çocukların hepsi üç yaşında. Yorumu sizlere bırakıyorum.

Çiftler hangi sebeplerden dolayı boşanmak istiyor?

Son yıllarda yaptığımız terapiler de boşanma süreleri ve boşanma sayıları onda iki, onda üçken, şimdi onda dokuzlara çıkan bir boşanma verisi ile karşı karşıyayız. Boşanmalar çok arttı, boşanmak artık çok basit insanlar için. Eskiden boşanmak ağır bir vaka iken şimdi boşanmamak garip karşılanıyor. Geçen sene bir okulda yaptığım çalışmada 22 çocuktan yirmisinin anne babası ayrıydı. Anne babası birlikte olan diğer çocukların ise garipsendiğini gözlemledim. Yani artık bu seviyeye geldik biz.

Sebepler ise, başta maalesef ki medya kuruluşları geliyor. Neden diye düşünürsek; Yapılan dizilerde, programlar da bu sürece güç katacak değerde. En önemli çatışmalar; Cinsel dürtüler, Aldatma, Eşten beklentilerin doyurulmamasından dolayı kişilerin başkalarına gitmesi, fikir-menfaat çatışmaları, kıskançlık, ekonomik sıkıntılar olarak özetlenebilir.

Çiftlerin ailelerinin aile kurumunu günümüzde çok etkilemediğini düşünüyorum ek olarak. Çünkü artık anlaşamıyorsan boşan diyen bir aile var.

Çocuğunuzun gözünün kör olmasını ister misiniz? Elbette ki hayır diyeceksiniz.

Ama biliyormusunuz; ”Anne çocukların sağ, Baba ise sol gözüdür.”

 

 

Öfke kontrolü sağlayamama ve iletişim olgunluğuna sahip olamama halinin aile kurumuna etkisi nedir?

Öncelikle öfkenin yapısını oluşturan sinirden bahsedelim. Sinir tüm canlılarda bulunan bir duygu halidir. Siniri durdurma veya yönetme şansımız olmadığı için kontrol altına da alma ihtimalimiz yoktur. Öfke ise oluşan Sinir duygumuzun dışa vurum halidir. Bu bazen bir bağırma, bazen sesin yükselmesi, bazen hiddet, bazen de şiddet olarak gün ışığına çıkabilir. Kısacası sinirimizi kontrol altına almak imkansız. Fakat öfkemizi yönetebilme yetisine sahibiz.

Öfkemizi kontrol altına alabiliriz. Ben Aristoteles’in bir sözüyle devam etmek istiyorum. ’’Kime, nerede, ne zaman öfkeleneceğine dikkat et.’’ Yani, ya kar edeceksin ya da zarar edeceksin. Eğer kar etmek istiyorsan, kıracağın insanın değerinin ne kadar olduğuna bak. Eğer zarar etmek istiyorsan da sonucuna bak diyor bize bu söz. Yani kıracağın insan eşinse çok değerli biriyse susacaksın; değersizse hayatını karartmayacaksın. Benim bir sözüm var onu da eklemek isterim: ‘’Dünyanı karartacağın insan, Hayatına güneş olsun.’’ Eğer ben öfkemi kontrol edip susuyorsam eşimi kazanırım, çocuklarımın huzurunu kazanırım; O anlık öfkemi ortaya çıkarmaya çalışmaktansa susmayı tercih ederim. Öfke kontrolünün olması gereken hali budur. Yalnızca aşk çemberi içinde bir evlilik kurulduysa eğer ve sevgi-saygı yoksa, sıkılganlıklar başlamışsa zaten öfkeyi de kontrole ihtiyaç duymaz çiftler ve eşini kaybetmek için fırsat arar.

Aldatma ve sadakatli olma hali ile ilgili genel bir bilgilendirme yapabilir misiniz? Aldatma olduğunda sizce ne yapılmalı?

Buna insanlar aslında hep klişe cevaplar verir. Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma gibi. Tamam bunu destekliyorum ama ben aldatmayı biraz da şöyle betimliyorum. Hiçbir insan gitmez sen itmediğin sürece. Sen itersen o gider. İtmek nedir? Örneğin seninle konuşurken seni eleştirip sorgulayan, yönlendirme yapmaya, akıl hocalığı yapmaya çalışan biriyle dışarı gezmeye dahi gitmek ister misin? Gitmezsin, aynı yolda yürümek istemezsin. İşte bireyler de kendi içlerinde oluşan duygusal açlıktan dolayı dış kaynaklı bir ilgi gördüklerinde istem dışı bir gönül kayması gerçekleşebilir. Eğer bu gönül kayması sonucunda kişi kendini kontrol altına almaz ise ki bu ahde vefa ile çok ilişkilidir. Eşte biten heves başkasında yeşerecektir, yeni nesil evlilikleri düşünürsek. Dediğim gibi kimse birbirini durup dururken aldatmaz eğer psikolojik bir rahatsızlığı yok ise. Yani aç kişi hırsızlık yapar, tok kişi hırsızlık yapmaz. Aldatma durumunda biz terapistler yönlendirme yapamayız ama şunu sorarız:  ‘’Unutmak mı affetmek mi?’’ Bunu kişinin kararına bırakırız. Eğer kişi çok seviyorsa, eşine bağımlıysa şunu söyleriz devam etmek isteyene: ‘’ Siz bunu hazmedecekseniz, bir gün karşısına tekrar bu olayı getirmeyecekseniz aldatan tarafın, evet devam edebilirsiniz çünkü en nihayetinde çocuklarınız var. Ama siz bunu hazmedemeyip kabullenemeyecekseniz biz size bağımlı olmamayı güçlü olmamayı öğretiriz diyoruz.’’ Ya affedersin konuyu bir daha açmazsın ya da unutur karşı tarafı hayatından çıkarırsın.

Sağlıklı, mutlu bir aile sahibi olmak için neler yapılabilir?

Üç şeye önem vermeliyiz:

a)Eşinizden çok işinizi düşünün. Herkes der ki, öncelikli eş. Ama ben iş derim. Bir insan işinde mutlu değilse eşinde de mutlu olamayacaktır. O yüzden seveceğiniz bir iş sahibi olun.

b)Sizin sevdiğinizin değil çocuklarınızın annesi babası nasıl biri olacak önce ona karar verin. Ben hep şunu derim: ‘’ Sizin bugün vereceğiniz kararlar, sizin değil çocuklarınızın kararı.’’ Yani siz aslında çocuklarınız adına karar veriyorsunuz. Bir danışanımı örnek vermek istiyorum: Serseri birine aşık olmuş ve onunla evlenme kararı almış; aşkından dolayı evlenmek istiyor ama şu soruya yanıt arasa emin olun evlenmekten vazgeçerdi, soru şu: Benim çocuklarıma baba olabilir mi?

O yüzden önceliğiniz çocuklarınızın anne babası nasıl olacak ona karar vermemiz lazım.

c) Diğer bir adım ise size aşık mı sorusundan öte sizi sevebilecek mi sorusu olmalıdır.

Doğru eş seçimi sorunsalı nasıl aşılır?

Doğru bir eş seçmek için doğru bir iş bulmanız lazım. Neden? Çünkü doğru bir iş bulduğunuzda seçici olursunuz, doğru bir iş bulmazsanız seçilen olursunuz. Ve seçtiğimiz kişinin çocuklarımıza neler verebilecek olduğuna dikkat etmemiz gerek. Çünkü çocuğa seçilen bu kişi ahlak, kültür, eğitim, bilgi, şefkat vs. verecek. Çocuk; Şefkati Anneden, Ahlakı Babadan alır.

 

 

 

 

Cinsellik-evlilik ilişkisini ve buradan çıkan sorunlardan çözüm yollarından bahsedebilir misiniz?

Eskiden cinsellik klasik bir boyuttaydı. Fakat kitle iletişim araçlarının çoğalması, teknoloji, farklı yayınlar dolayısıyla fantezi ve boyutları değişti. Burada iki sistem oluşuyor.

Tabusal cinsellikte geleneksel bir ilişki boyutu var. Fakat beklenti farklı, davranış farklı.

Şimdi şöyle anlatayım, iletişim araçlarının bize göstermiş olduğu fantezi boyutu aile içine yansıtılmaya çalışılıyor ama bu sefer de kültürel çatışma başlıyor. Bu nedenle de kişiler farklı fantezileri farklı kişilerde aramaya kalkışıyor.      

Günümüzün en sık rastlanan cinsel problemlerinden biri oral sex ve ters ilişki. Bunun ikisinde de kültürlerimiz çatışıyor. Biz aynı zamanda cinsel terapi eğitimi verdiğimiz için kadınlarda bunu özellikle çok görüyorum.

Ben oral sex’ ten hoşlanmıyorum diyor. Onlara eşinin elini öpermisin? Diye sorduğumda  Evet diyorlar. Peki diyorum günde kaç yere değiyor o el? İşte cinsel organlara pis diye atıfta bulunduğumuz için oral sex problem haline geliyor. Aslında bunu kültür kabul etmiyor.

Tabi aynı durum erkekte de olabilir, erkek de istemeyebilir. İşte bu gibi birçok olay cinsel çatışmalara da sebep oluyor.

Özde fantazi ve kültürün çatışması var.

Çözüm noktasında kişilerin birbirlerine olan taleplerini cinsel açıdan karşılama konusunda fedakarlıkta bulunmaları gerektiğini söylüyoruz. Cinsellik özen gösterilmesi gereken bir konudur. Evliliklerde de sex ne kadar süslenirse o kadar ilgi çekici olur.

 

 

                                                          

                                                                       Durmuş Ali YILMAZ

                                       Psikoterapist & Aile Danışmanı

 

 


whatsapp